Bu satırlarda, Peygamber’in ﷺ bu ümmetin diğer nesillerinden üstün tuttuğu sahih olarak sabit olan ilk nesillerin âlimlerinden sahih biçimde nakledilmiş, faydası bol metinler seçeceğim. Düşünerek okuyan kimse, kısa ve öz sözlere rağmen bunlarda büyük faydalar bulacaktır. Bu özlülük, onların ilimlerinin ve sözlerinin özelliklerindendi. Bu rivayetlerin tamamı, dokuz hadis kitabından biri olan Dârimî’nin Müsned’inden alınmıştır:

(1) Ali, Allah ondan razı olsun, şöyle demiştir: “Size Allah Resulü’nden ﷺ bir söz nakledildiğinde, onu hidayete en uygun, takvaya en yakın ve en münasip anlamıyla değerlendirin.” Dârimî, 612.

Bu rivayet, vahiy metinlerini yanlış zanlardan koruyarak ve onları dinin kesin esaslarıyla şeriatın maksatlarına uygun biçimde anlayarak yüceltmenin önemini gösterir.

(2) Humeyd anlatıyor: Ömer b. Abdülazîz’e, yüce Allah ona rahmet etsin, “Keşke insanları tek bir görüş üzerinde birleştirseniz!” dedim. O, “Hiç ihtilaf etmemiş olmaları beni sevindirmezdi.” dedi. Ardından uzak bölgelere ve şehirlere şöyle yazdı: “Her bölgenin halkı, kendi fakihlerinin üzerinde ittifak ettiği hükme göre hükmetsin.” Dârimî, 652.

Ömer’den, Allah ona rahmet etsin, gelen bu rivayet; âlimler arasındaki ihtilafın süregelen bir durum olduğunu ve bu konuda genişlik ve müsamaha bulunduğunu gösterir.

(3) Muhammed b. Sîrîn şöyle demiştir: “Bu ilim dindir. Öyleyse dininizi kimden aldığınıza bakın.” Dârimî, 438.

Bu metin, yönteme dair merkezî ve önemli bir ilkedir. Önüne gelen herkesten ilim almanın tehlikesini ve ilim konusunda Allah’ın muradına ve rızasına uygun olanı titizlikle araştırmanın önemini açıklar.

(4) Ömer b. Abdülazîz, Allah ona rahmet etsin, şöyle demiştir: “Dinini çekişmelere hedef yapan kimse, sık sık görüş değiştirir.” Dârimî, 312.

Bu rivayet; geriye düşmenin, doğru yol üzerinde sebat edememenin ve farklı yönelişler arasında sık sık gidip gelmenin sebeplerinden birini açıklar: Kişinin ilimden payına düşenin, din hakkında çekişmek, münakaşa etmek ve tartışmaktan ibaret olması.

İlk âlimler bu anlam üzerinde çokça durmuşlardır. Ebü’d-Derdâ’nın, Allah ondan razı olsun, şu sözü de bunlardandır: “Sürekli çekişip durman sana günah olarak yeter. Sürekli münakaşa edip durman sana günah olarak yeter. Yüce ve aziz Allah’ın rızası için olmayan konularda durmadan konuşman da seni yalancı saymaya yeter.” Dârimî, 301.

(5) Ömer b. el-Hattâb, Allah ondan razı olsun, şöyle demiştir: “Önder olmadan önce dinî anlayış kazanın.” Dârimî, 256.

Ebû Ubeyd şöyle demiştir: “Bunun anlamı şudur: Henüz gençken dinî anlayış kazanın. Önder olduktan sonra gururunuzun, sizden daha aşağı konumda olanlardan öğrenmenizi engelleyip sizi cahil bırakmasından önce öğrenin.”

(6) Ebü’l-Âliye şöyle demiştir: “Bir kimseden [ilim] almak için yanına gider, namaz kılarken ona bakardık. Namazını güzel kılarsa yanında oturur ve ‘Diğer işlerini daha da güzel yapar.’ derdik. Kötü kılarsa yanından kalkar ve ‘Diğer işlerini daha da kötü yapar.’ derdik.” Nahâî’den de buna benzer bir söz nakledilmiştir.

Namazın onların nazarındaki merkezî yerini, ilmin etkisinin namaz kılan kişide namaz esnasında görülmesinin önemini ve yalnızca ilimle tanınmanın yeterli olmadığını düşün.

(7) Abdullah b. Mes‘ûd, Allah ondan razı olsun, şöyle demiştir: “Yaşlının iyice yaşlanacağı, küçüğün büyüyüp yetişeceği ve insanların sünnet diye benimseyeceği bir fitne sizi kuşattığında hâliniz nasıl olacak? O değiştirildiğinde, ‘Sünnet değiştirildi!’ diyecekler.” “Bu ne zaman olur, ey Ebû Abdurrahman?” diye sordular. O da “Kur’an okuyucularınız çoğalıp fakihleriniz azaldığında, yöneticileriniz çoğalıp güvenilir kimseleriniz azaldığında ve âhiret ameliyle dünya kazancı arandığında.” dedi. Dârimî, 191.